Adı Banu…

Standart

Adı Banu’ydu, benden farklı bir bölümde çalışıyordu. Bir gün birlikte çalışabileceğimizi hiç düşünmediğim için fazla da ilgilenmemiştim onunla. Ortak arkadaşımız yoktu, çünkü hiç arkadaşı yoktu. İşini iyi yaptığı söyleniyordu. Bu nedenle İzmir’de şubede çalışırken merkeze aldırmıştı büyüklerden biri onu. Bütün taşınma masraflarının ödendiği, hatta bir yıllık kirasının bile karşılandığı dedikoduları vardı etrafta. Bir eleman için sık görülen bir şey değildi bu.
Kendi bölümüme eleman ararken onu önerdiler bana. Departman değiştirmek istiyormuş, sigara arasında öyle demiş benim çalışma arkadaşlarımdan birine. “Bir konuş istersen onunla da, beğenebilirsin.” diye önerdi. Biraz saçmaydı. Ferhan Bey pek eleman kaptırmazdı başka bölümlere çünkü. Güçlü bir adamdı. Firmanın tepedeki 4 asından biriydi. Onunla aşık atamazdım. Yine de Banu’yu izlemeye başladım.
Karanlık bir tarafı vardı. Saçları kısacık, simsiyah. Gözleri de yemyeşil ve derin bakıyor, içine işliyor insanın bakışları, tabii boş bakmadığı bir anına rastlayabilirseniz. Akşamdan kalma gibi bir hali var. Yok, öyle âlemci bir tip değil, daha çok evde viski içen tiplerden. Yüzü çok güzel, biçimli ve karakter sahibi. Camın önünde, eli şakağında, bir sigara bir kadeh viski ile hayal ediyorum onu. Üstünde yıpranmış, dizleri çıkmış bir eşofman belki, ya da iç çamaşırı ile oturuyor. İnsanlara bakmıyor ama, bulutlara bakıyor sanırım. Melankolik, ama vurdumduymaz bir yandan da. Bu hali ile bana benzetiyorum. Benim intiharım insanlarla, onunki tek başına, ama aynı yere gitmiyor muyuz sonuçta, ha kalabalıkta yalnızlığı seçmişim, ha yalnızlık içindeki gürültüyü…
Sık sık sigara odasında rastlaşıyoruz bu ara. Sanırım o da beni kolluyor. Yeni pozisyon için istekli belli ki. Yine de, elinde sigara, kopkoyu bir kahve, uykusuz, gözlerinin altı mor genellikle, bu hali ürkütüyor beni. O da konuşmak istiyor, cesaretini toplayamıyor belki. Selamlaşıyoruz belli belirsiz. “Dest-i izdivacınıza talibim” ağırlığında bir sessizlik. Reddedilme korkusu, geri dönüşü olmayan sözlerin ağızdan çıkma ihtimali gerilimi arttırıyor.
Sonunda dayanamayıp sessizliği ben bozuyorum. “Biliyorsun, Selin’in yerine büyük hesaplardan sorumlu olacak birini arıyoruz. Bana senin bu pozisyonla ilgili olduğunu söylediler.” Aradaki sert hava kırılıyor, derin bir nefes alıp cevap veriyor, biraz tutuk tabii ilk başlarda. “Evet, evet, düşünüyorum, tabii.” Biraz kendinden bahsediyor. İyi bir üniversite, sonra Amerika’da ihtisas, ancak ailesinin biricik kızı olarak İzmir’e geri dönüş. Anlaşılan zengin aile kızı, tatminsiz biraz. Yoksa ne işi var burada? Elmas küpeleri çekiyor dikkatimi, fikrimi pekiştiriyor.
“Peki, diyelim ben seni istedim, Ferhan Bey bırakır mı?” diye soruyorum.
“Çok sıkıldım, artık orada duramayacağım, bir yenilik arıyorum, Ferhan Bey’e de anlattım durumumu zaten, gideceğim dedim.” diyor. Dobralığı hoşuma gidiyor. Konu ile ilgisini, uzmanlığını da öğreniyorum ve düşünmek üzere zaman istiyorum.
Aslında fazla da düşünme lüksüm yok, Selin’in ayrılmasına az kaldı ve gitmeden işi birine devretmezse çok sıkıntılı günler geçireceğiz. Başka da aday yok bu ana kadar içime sinen. Fulya Hanım ile konuşmam lazım bir an evvel. Fulya Hanım da 4 As’tan ikincisi. Onun da aklına yatarsa Allah’ın emri, peygamberin kavli ile isteriz kızı.
18 Eylül 2011

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s