Elde Var Sıfır

Standart

siyah beyaz yalnızlık resimleri

Ne kadar bildiğim varsa geceye dair
Hepsini unuttum bir bir
Ne kadar bildiğim varsa sevişmeye dair
Gün gün yitip gitti hepsi
Ne kadar bildiğim varsa aşka dair
Puslu bir mevsime aitti sanki
ve ne kadar bildiğim varsa sana dair
Elde var sıfır…

19 Mart 2014

Reklamlar

Cevap Arayışı

Standart
Fotoğraf: Arzu Fatma Doğan

Fotoğraf: Arzu Fatma Doğan

Hayatta her zaman bir cevap arıyoruz. Okuduğumuz kitabın ya da seyrettiğimiz filmin sonu biraz muğlak bitse hemen dönüp birbirimize soruyoruz: “Eee, ne oldu şimdi?” Oysaki hayat cevap değil de o arayış sürecidir zaten. “Cevap her zaman ölümün bir şeklidir.” (Büyücü – John Fowles – Çev: Meram Arvas – Ayrıntı yayınları S.633) diye okudum kitapta ve sorular hücum etti beynime… Cevap son demektir çünkü… Soru sorulur ve bir hayat başlar, biraz evrimdir soru, biraz merak… Candan Erçetin’in şarkısındaki gibi “İnanmadım, asla inanamam, her şeyin bir sonu olduğuna”, oysa aradığımız cevap sondur bir anlamda, ölümdür.

Nihai cevabı belki de öldüğümüzde bulacağımızı zannediyoruz. Tanrı-tanımaz olmaktan yana korkumuz da bu bir noktada… “Ya cevap yoksa???” Sonunda bir cevap olmadığını bilseydik, soru sormayı bırakır mıydık? Oyunu bırakır mıydık? Ya merak etmeyi?

Belki de sırf bu nedenle bir cevap olmasını istiyoruz/ umuyoruz.

Cevap yoksa sorular yok olur mu? Sormayı bırakırsak hâlâ yaşıyor olur muyuz? Yaşarken hiç soru sormayan insan var mıdır? Varsa, bu yaşamak mıdır? O zaman dünyaya geliş amacımız “soru sormak mıdır?”

Eğer böyle ise son sorum şudur:

“NİHAÎ CEVAP ÖLÜM MÜDÜR?”