Bir kor gibi KOR işte adama tek bir nefeste…

Standart
Görsel: http://anatckiy.deviantart.com/

Görsel: anatckiy.deviantart.com

Hayır, özlemek değil de bunun adı… İçinde her şeyin olduğu bir hiçlik daha ziyade… Hani sessizliğin elle tutulur olduğu bir kalabalık gibi…

Bir gece düşümde kalktım da yataktan gözlerim alışıktı karanlığa, ama gözlerimi kapattığımda her yer aydınlıktı zaten, bir ormandaydım ama tek bir ağaç vardı karşımda, tek ağaç ormanı işte o yokluk, uzanıp dalından bir meyve koparsam orman olmayacak artık… O nedenle yokluk içinde bırakılmışım.

Düşten düştüm, okyanus damlasına vardım. Neden gözlerin kapakları var da burnun yok? Bir damla içinde tüm kokular. Özüm gözüme durdu, balık allı pullu… Bir esinti, bir meltem, bir imbat… Okyanus oldu mu sana gökyüzü, bir mavi bir gri… Biraz ala biraz bulut… Sabah mı akşam mı belli değil… Yitip giden martıların kanadında bir karanfil alası… “Neden karanfil?” dedi şair, “şairi anmak için” dedi içim… Anlarsa bir o anlar beni…

Dönemem artık gerçekliğe, biraz caz, biraz duman, biraz alaz… Bir türkü tutturmak için çok mu geç? Eee, geç ya, caz dedin biraz önce… O zaman Rumeli Hisarı’na gitmeyelim bu gece.

Gel dedim, gittiğin gibi gel… Peki karanfil ne olacak? Onu da getir, koklarız… Olmaz, bırakamam onu suya, özlerim…

Özlemedin mi daha bu güne kadar? Büyük laflar etme bana, kalsın dilinin ucunda… Dudaklarına çıkmasın da kalbinde bir sızı kalsın, bana ne… Saçmaladın yine. Düş değil mi bu, istediğimi yaparım… Hadi o zaman, al karanfilini de çık ortaya… Ya da dur, elma demedim ki daha… Der miyim, bilinmez… Kal o zaman orada. Saçmaladın yine, kalk bir çay demle en iyisi… Olmaz, türkü yok ki, caz var… Eee, ne içeceğiz? Bir bardak soğuk su iç en iyisi sen…. Ya da hiç dönme, kal gittiğin yerde…

Neden öyle dedin ki? İyi gelmedi mi sana da bu gece? Ne gecesi? Düş dedin ya… Gündüz düşlerim olamaz mı benim? Gündüz düşünde caz olmaz ki? Ya ne olur? Kahve, frenk işi olsun ama… Bir espresso yapıvereyim o zaman size… Yemezler… Kaçıp sıyrılıvermek yok öyle. Bi arkadaşa bakıp çıksam ben?

Ve yüzü avuçlarının içinde, öylece kaldı biraz gecenin serinliğinde… Gökten 3 nefes düştü derin derin… En çok da özleyenlerin içine… Bir kor gibi KOR işte adama tek bir nefeste… Tüm renkler siyaha çalar senin elinde…

18 Nisan 2015

Tomurcuktan çiçeğe

Standart

“Ve bir tomurcukta sımsıkı kalma riskinin, çiçek açma riskinden çok daha acı verdiği gün geldi…” demiş Anais Nin.

Kendisini zaten pek severdim, bu sözünü de öyle çok sevdim.

Bugüne kadar hiç düşünmemiştim tomurcuğun çiçeğe dönmesinin zorluğundan ötesini… Oysa kalmak türküsü, hep daha zor. Zamanı geldiğinde, gitme vakti, açma vakti, konuşma vakti geldiğinde… İnadına durmak, inadına susmak, direnç göstermek…

“Doğrusu nedir?” diye sormaya gerek var mı? Belli etmiyor mu doğanın döngüsünde kendini? Kuşlar yuvadan atmıyor mu çocuklarını zamanı geldiğinde…

Gözünde çakan kıvılcıma gem vurmaya çalışmanın anlamı var mı bahar kapıyı çaldığında? Cemrelere dur diyebilir mi yüreğin? Dönüşüm kaçınılmaz ise, doğasına göre yaşamalı insan… Doğmak değil miydi aldığımız risklerin en büyüğü? Bu uğurda ölmeyi göze almadık mı?

Masalın kahramanı olamasa bile masalın kendisi olmak böyle bir şey işte…

Kağıttan gemiler

Standart

askmabedirsm13xw3

Kağıttan gemiler yaptım kendime

Acılarımı yolcu etmek için

Oysa ihanet ettiler bana

Hüzünler taşıdılar geriye

Özlemlere yelken açtılar

Neş’e tahsil edecektim rüzgardan

Oysa yel aldı sevinçlerimi

Gemiler mahsun kaldı

Yıprandı telaşlarda

Daha suya veremeden

Islandı kursaklarda

15 Nisan 2014